<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Köşe Yazısı arşivleri - HabeX | Haber Ekspress</title>
	<atom:link href="https://www.habex.com.tr/haber/kose-yazisi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.habex.com.tr/haber/kose-yazisi/</link>
	<description>Anbean Bilgi, Anbean Gündem!</description>
	<lastBuildDate>Sun, 01 Jun 2025 10:37:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.habex.com.tr/wp-content/uploads/2025/03/cropped-Habex-32x32.png</url>
	<title>Köşe Yazısı arşivleri - HabeX | Haber Ekspress</title>
	<link>https://www.habex.com.tr/haber/kose-yazisi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>“Sarmaşık Olmak mı? Eksik Olsun!” &#8211; Yozlaşmış Zamanlar Üzerine Bir Deneme</title>
		<link>https://www.habex.com.tr/sarmasik-olmak-mi-eksik-olsun-yozlasmis-zamanlar-uzerine-bir-deneme/</link>
					<comments>https://www.habex.com.tr/sarmasik-olmak-mi-eksik-olsun-yozlasmis-zamanlar-uzerine-bir-deneme/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Ekspress]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 May 2025 23:44:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Sarmaşık Olmak mı? Eksik Olsun!]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.habex.com.tr/?p=5135</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cyrano’nun Yankısı ve Yozlaşmış Zamanlar Üzerine Toplum, insanı özünden değil; üzerinden var ediyor. Ne düşündüğün, ne hissettiğin, neyi inşa ettiğin değil… Hangi kartviziti taşıdığın, hangi masada oturduğun, kiminle çay içtiğin konuşuluyor. Kendi gölgesine bile selam durmayan insanlar, başkalarının gölgesinde yaşamaya razı. Tıpkı bir parazit gibi.. Ama tam da böyle zamanlarda bir ses çınlıyor içimizde. Rüştü [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.habex.com.tr/sarmasik-olmak-mi-eksik-olsun-yozlasmis-zamanlar-uzerine-bir-deneme/">“Sarmaşık Olmak mı? Eksik Olsun!” &#8211; Yozlaşmış Zamanlar Üzerine Bir Deneme</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.habex.com.tr">HabeX | Haber Ekspress</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Cyrano’nun Yankısı ve Yozlaşmış Zamanlar Üzerine </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Toplum, insanı özünden değil; üzerinden var ediyor. Ne düşündüğün, ne hissettiğin, neyi inşa ettiğin değil… Hangi kartviziti taşıdığın, hangi masada oturduğun, kiminle çay içtiğin konuşuluyor. Kendi gölgesine bile selam durmayan insanlar, başkalarının gölgesinde yaşamaya razı. Tıpkı bir parazit gibi..</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama tam da böyle zamanlarda bir ses çınlıyor içimizde. Rüştü Asyalı’nın sesiyle ete kemiğe bürünen o efsanevi tirad:&nbsp;<strong>Cyrano de Bergerac.</strong>&nbsp;“Ne yapmak gerek peki?” diye başlar; o soru yalnızca var olan alelade bir karaktere değil, yüzyılların ötesinden bugünün insanına da yöneltilmiştir aslında. Her bir bireyin içsel çöküşüne de yöneltilmiştir. Mevzu soruyu görmek.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Cyrano de Bergerac’ın unutulmaz tiradı</strong><br>(Edmond Rostand / Türkçeleştirme: Sabahattin Eyüboğlu &amp; Rüştü Asyalı seslendirmesiyle belleklere kazınan hâliyle)</p>
</blockquote>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">Ne yapmak gerek peki?<br>Sağlam bir arka mı bulmalıyım?<br>Onu mu bellemeliyim?<br>Bir ağaç gövdesine dolanan sarmaşık gibi<br>Önünde eğilerek efendimiz sanmak mı?<br>Bilek gücü yerine dolanla tırmanmak mı?<br><strong>İstemem!</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Herkesin yaptığı şeyleri mi yapmalıyım Le Bret?<br>Sonradan görmelere övgüler mi yazmalıyım?<br>Bir bakanın yüzünü güldürmek için biraz şaklabanlık edip,<br>Taklalar mı atmalıyım?<br><strong>İstemem! Eksik olsun!</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Her sabah kahvaltıda kurbağa mı yemeli?<br>Sabah akşam dolaşıp pabuç mu eskitmeli?<br>Onun bunun önünde hep boyun mu eğmeli?<br><strong>İstemem! Eksik olsun böyle bir şöhret!<br>Eksik olsun!</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ciğeri beş para etmezlere mi “yetenekli” demeli?<br>Eleştiriden mi çekinmeli?<br>“Adım Mercure dergisinde geçse” diye mi sayıklamalı?<br><strong>İstemem!<br>İstemem! Eksik olsun!</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Korkmak, tükenmek, bitmek…<br>Şiir yazacak yerde eşe dosta gitmek.<br>Dilekçeler yazarak içini ortaya dökmek?<br><strong>İstemem! Eksik olsun!<br>İstemem! Eksik olsun!</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama şarkı söylemek, düşlemek, gülmek, yürümek…<br>Tek başına.<br>Özgür olmak.<br>Dünyaya kendi gözlerinle bakmak.<br>Sesini çınlatmak, aklına esince şapkanı yan yatırmak.<br>Bir hiç uğruna kılıcına ya da kalemine sarılmak.<br>Ne ün peşinde olmak, para pul düşünmek,<br>İsteyince Ay’a bile gidebilmek.<br>Başarıyı alnının teriyle elde edebilmek.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Demek istediğim asalak bir sarmaşık olma sakın.<br>Varsın boyun olmasın bir söğütünki kadar.<br>Yaprakların bulutlara erişmezse bir zararın mı var?</p>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Rüştü Asyalı-İstemem Eksik Olsun [Şiir]" width="800" height="450" src="https://www.youtube.com/embed/QkyRuoz1HSQ?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>
</blockquote>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Bir Sarmaşık Olma Direnişi Mevzusu</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Edmond Rostand’ın Cyrano karakteri, sadece sahnede şiirsel bir kahraman değildir. Ve sadece bu gözle de bakmamak gerekir. Çünkü o, çağlar boyunca bireyin benliğiyle ayakta kalma arzusunun simgesi olmuştur. Bize görünmeyen ama içten içe hep var olan bir haykırışı fısıldar: “Kendin olarak var ol. Eğilme.” </p>



<p class="wp-block-paragraph">Cyrano’nun en onurlu direnişi, en acıklı yalnızlığıyla kol kola ilerler. Çünkü bu dünyada, doğru bazen yalnızdır. Ama bir çiçeğin kokusu, dikeninden vazgeçmeyi gerektirmez.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her çağda olduğu gibi bugün de toplum bireyi “sıfatları” kadar dinliyor, anlıyor, anlamlandırıyor. Keza çürüme sadece bugünün değildir, dünden bugüne gelen bir temel sorunudur.. “Profesör”, “danışman”, “başkan”, “influencer”, &#8220;avukat&#8221; yada &#8220;doktor&#8221; değilsen, tabii bunlar sadece belirli örnek olarak verildi. Ama sözün özünde birey bir &#8220;kendinden&#8221; öte bir &#8220;ad&#8221; ile yaşam buluyorsa o toplumda adsız bireyler topluluğu bir sorun olarak görülüyor. Oysa düşüncenin değeri onu söyleyenin etiketiyle ölçülmez. Ama modern zamanların en büyük yalanı bu: İnsan ancak bir “isimle” var olur.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Ama şarkı söylemek, düşlemek, gülmek, yürümek…<br><strong>Tek başına.</strong><br>Özgür olmak.<br>Dünyaya kendi gözlerinle bakmak.<br>Sesini çınlatmak, aklına esince şapkanı yan yatırmak.&#8221;</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph">Asıl özgürlük, hiçbir desteğe yaslanmadan yürüyebilmektir. Asıl yücelik, çıkarın olmadığı bir doğruyu savunabilmektir. Cyrano, bu yüzden hâlâ yaşıyor. Sahte alkışların yerine kendi içindeki yankıyı tercih edebildiği için..</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Statünün Ahlaka Üstünlüğü: Eski Sorunun Yeni Yüzü</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Az öncede belirttiğim gibi bu bugünün bir sorunu değil, bu dünün bugüne getirdiği bir sorundur. Tıpkı Antik Yunan’dan beri toplumların bireyleri sınıflara ayırması gibi. Doğu&#8217;da &#8220;asil soy&#8221;, Batı&#8217;da &#8220;burjuva erdemi&#8221; dedikleri şey, aslında bireyin niteliklerinden çok, dışsal bir referansla tanımlanmasıdır. Modern toplumlarda bu referans artık sermaye, sosyal çevre, dijital takipçi sayısı, ilişki ağları ya da unvandır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve bu yozlaşmış sistemde bir kişi, sadece “kiminle birlikte olduğu” ile anlam kazanır. Ahlak değil, bağlantı; liyakat değil, lobi belirleyicidir. Ne yazık ki, toplumun çoğunluğu da bu yapının “doğallığına” ikna edilmiştir. Bu tam bir içsel sömürüdür:&nbsp;<strong>Bireyin kendine yabancılaştırılması.</strong></p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Ciğeri beş para etmezlere mi “yetenekli” demeli?<br>Eleştiriden mi çekinmeli?<br>“Adım Mercure dergisinde geçse” diye mi sayıklamalı?<br>İstemem! Eksik olsun!&#8221;</p>
</blockquote>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Cyrano’yu Bugün Okumak: Sessiz Çoğunluklara Seslenmek Gibi, Galiba</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Cyrano’nun bu tiradı, bugünün bağımsız gazetecisine, sanatçısına, susmayan akademisyenine, influencer olmadan da içerik üretebilen yaratıcı ruhuna bir mektuptur. Belki ödül almazsın, belki etiketlerin havalı olmaz. Belki kimseden bir tebrik almazsın yada en yakınından bile &#8220;sen bunu başarabildin&#8221; yerini bulmaz. Ama alnın açıktır, sesin özgürdür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yozlaşmış toplum düzenlerinde, rızaya dayalı bir ahlaki çöküş yaşanır. İnsanlar, “başarılı” olmak uğruna benliklerini susturmayı öğrenir. Oysa Cyrano’nun bize anlattığı şey tam da şudur:<br><strong>Eksik olsun öyle bir başarı!</strong></p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Varsın boyun olmasın bir söğütünki kadar.<br>Yaprakların bulutlara erişmezse bir zararın mı var?&#8221;</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph">Evet, zararı yok. Zarar, kendi gövdeni unutup bir başka ağaca sarılmakta. Zarar, rüzgârın yönüne göre bükülmekte. Zarar, içindeki sesi susturup <strong>kalabalığın alkışına bel bağlamakta.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün Cyrano’yu yeniden duymaya ihtiyacımız var. Çünkü yaşadığımız çağ, sarmaşıkları yüceltiyor; kök salanları değil. Ama biz yine de,&nbsp;<strong>kök salmayı seçiyoruz.</strong>&nbsp;Varsın görünmesin çiçeklerimiz; ama yerin altındaki derinlik, en az gökyüzü kadar değerlidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Elbette zamanla tekrar tekrar kendini hatırlatan, bir çok film, dizi ve yazıda da örnek olmuş bu tirad sadece bugün anlaşılabilecek bir metin değil, basit bir sanat çalışması da değil. Ya da bu kadar da karmaşıklaştırmaya da gerek duymadan &#8220;Eksik olsun!&#8221; diyebilme özgürlüğü..</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bana göre bu tiradın arkasında bir dünya görüşü var:&nbsp;<strong>&#8220;Kişinin kendine olan borcu, toplumun beklentisinden büyüktür&#8221;</strong> çıkarımı bence olması gerekenden öte gibi.. <br>Gerekirse yalnız kalsın. Gerekirse.. Ama eğilmesin.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Toplumlar her çağda “eğileni” ödüllendirdi. Keza yine bu toplumlar içerisindeki içsel çürüme yine bu toplumları oluşturan temel taşlar oldu.. <br>Tabii unutulan şey &#8220;ilerleme&#8221;, işte ilerleme sadece hep başını dik tutanların sayesinde mümkün oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve sen,&nbsp;<strong>ey Cyrano!</strong><br>Yalnızca bir karakter değil, bu yüzyılın da vicdanı oldun.<br>Bize unutturulmak istenen şeyi hatırlattın:<br><strong>&#8220;İnsan, kendisiyle var olur.&#8221;</strong></p>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-4-3 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Cyrano de Bergerac İstemem Eksik Olsun Tiradı (HD)" width="800" height="600" src="https://www.youtube.com/embed/QUJpGqQly2Q?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yazan: </strong>Mehmet KOÇ</p>
<p><a href="https://www.habex.com.tr/sarmasik-olmak-mi-eksik-olsun-yozlasmis-zamanlar-uzerine-bir-deneme/">“Sarmaşık Olmak mı? Eksik Olsun!” &#8211; Yozlaşmış Zamanlar Üzerine Bir Deneme</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.habex.com.tr">HabeX | Haber Ekspress</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.habex.com.tr/sarmasik-olmak-mi-eksik-olsun-yozlasmis-zamanlar-uzerine-bir-deneme/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Darmişar: Mezopotamya Topraklarında Sessizce Yaşayan Bir Tarım Medeniyeti</title>
		<link>https://www.habex.com.tr/darmisar-mezopotamya-topraklarinda-sessizce-yasayan-bir-tarim-medeniyeti/</link>
					<comments>https://www.habex.com.tr/darmisar-mezopotamya-topraklarinda-sessizce-yasayan-bir-tarim-medeniyeti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Ekspress]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 May 2025 12:20:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Darmişar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.habex.com.tr/?p=5127</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir dostun bahçesinde, geleneksel yöntemlerle yapılan ekim süreci, sadece bugünün değil; yüz yıllık bir tarım kültürünün yaşayan belgeseline dönüştü. Darmişar, geçmişin sadece bir hatırası değil; hâlâ yaşamın ta kendisi.</p>
<p><a href="https://www.habex.com.tr/darmisar-mezopotamya-topraklarinda-sessizce-yasayan-bir-tarim-medeniyeti/">Darmişar: Mezopotamya Topraklarında Sessizce Yaşayan Bir Tarım Medeniyeti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.habex.com.tr">HabeX | Haber Ekspress</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Zaman akıyor, teknoloji büyüyor, makineler gürültüyle toprağı parçalayarak ilerliyor. Ancak Mezopotamya’nın bereketli topraklarında, bazı şeyler hâlâ usulca devam ediyor. Sessiz, alçakgönüllü ve dirençli&#8230; Tıpkı bir halkın dili gibi, tıpkı bin yıllık bir belleğin yitip gitmeyen izleri gibi…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geçtiğimiz günlerde bir dostumun bahçesinde tanıklık ettiğim o an, sadece fide dikimi değil; bir zaman köprüsünden geçişti. Elime telefonu aldım. Normalde yanımdan ayırmadığım kamerama da bir göz gezdirdim ancak şan budur işte o gün yanıma almadım. Gözümün önünde olan şey bir tarım sahnesinden çok, bir kültürün bugüne sızan hatırasıydı. Elimdeki görüntüye anlam katan ise toprağı karan bir alet:&nbsp;<strong>Darmişar.</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Darmişar: Bir Aletin Ötesinde, Bir Dilin Hatırlattığı Şeyler</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Darmişar&#8230; Bu sözcük Kürtçedir. Ve bu alet, Mezopotamya’nın binlerce yıllık tarım tecrübesinden süzülen en sade ama en anlamlı araçlardan biridir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Teknik olarak bir karık açma aleti. Ama sadece bu kadar demek yetersiz kalır. Darmişar, ekilecek fideler için çizgi çizer, toprağı düzler, su yollarını planlar. Dışarıdan bakıldığında demir bir parça, iki ip ve bir yön kazığı&#8230; Ama içerden bakıldığında, bu düzenekte kadim bilgeliğin kodları gizlidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Modern değildir. Gürültülü hiç değildir. Traktör gibi toprağı parçalayıp geçmez. Yavaşça ilerler. Sabırla. Saygıyla. Toprağı “yenmek” için değil, toprağın ruhuna uygun hareket etmek için tasarlanmıştır. Sanki insanla toprak arasında sessiz bir anlaşma yapar.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Bir Tarım Aleti mi, Bir Kültür Anlatıcısı mı?</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün Darmişar’ı gören biri, onu bir müze vitrininde arayabilir. Oysa o hâlâ yaşıyor. Domates, biber, salatalık fideleri hâlâ onun açtığı hatlara yerleştiriliyor. Bu görüntülerin çekildiği gün, aslında modern zamanlara sızmış bir arkeolojik anda gibiydik. Geçmişin bilgisi, bugünün ihtiyacıyla buluşuyordu. Ne üretimden kopuk, ne gösterişe boğulmuştu. İşte gerçek zamanın tarifi buydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu, sadece kıtlık karşısında elde kalanla yapılan bir mecburiyet değil. Bu, aynı zamanda bir&nbsp;<strong>tercih</strong>. Sade olanın, yavaş olanın, doğayla uyumlu olanın tercih edilmesi. Ve bu tercih, bir üretim biçimi değil sadece; bir direniş biçimidir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Toprağın Dili, Toplumun Hafızasıdır</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Mezopotamya toprakları sadece tarımı doğurmadı. Aynı zamanda dilleri, kültürleri ve bilgelik sistemlerini de yeşertti. Darmişar, Kürtçede söylenen bir isim olsa da taşıdığı anlam evrenseldir: toprağa saygı, emeğe sadakat, sabra övgü&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her kullanıldığında sessiz bir hikâye anlatır. O hikâyede ne yağma vardır, ne talan. Sadece toprakla uyum içinde bir emek alışverişi. Yavaş olan, geçici değildir. Kimi zaman en sağlam olan, en çok ses çıkaran değil, en derinden işleyen olur.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Geleceğe Bir Not</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yazıyı okuyan genç bir çiftçi ya da bir belgeselci, belki Darmişar’ı ilk kez duyuyor. Olsun. Bir gün yolunuz Mezopotamya’ya düşerse — belki bir köyde, belki bir bahçede — o demir parça toprağı çiziyor olabilir. O an, durun. İzleyin. Çünkü o sahne, size sadece fide dikimi göstermeyecek. Aynı zamanda bir halkın üretim felsefesini, zamanla kurduğu ilişkisini ve doğayla yaptığı anlaşmayı da anlatacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve unutmayın:&nbsp;<strong>Bazen geçmişe dönmek, geleceği daha doğru kurmanın tek yoludur.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir Hafıza Belgeseli Darmişar: Mezopotamya Topraklarında Sessizce Süren Bir Tarım Geleneği şimdi Youtube ve Patreonda yayında.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir Hafıza Belgeseli Darmişar: <a href="https://youtu.be/F0I774pL_y4?feature=shared">https://youtu.be/F0I774pL_y4?feature=shared</a><br><a href="https://www.youtube.com/@mehmetkoc"></a></p>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Darmişar: Mezopotamya Topraklarında Sessizce Süren Bir Tarım Geleneği" width="800" height="450" src="https://www.youtube.com/embed/F0I774pL_y4?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>
<p><a href="https://www.habex.com.tr/darmisar-mezopotamya-topraklarinda-sessizce-yasayan-bir-tarim-medeniyeti/">Darmişar: Mezopotamya Topraklarında Sessizce Yaşayan Bir Tarım Medeniyeti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.habex.com.tr">HabeX | Haber Ekspress</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.habex.com.tr/darmisar-mezopotamya-topraklarinda-sessizce-yasayan-bir-tarim-medeniyeti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalp ile Akıl Arasında: Yaşlanan Devrimler, Suskunlaşan Vicdanlar</title>
		<link>https://www.habex.com.tr/kalp-ile-akil-arasinda-yaslanan-devrimler-suskunlasan-vicdanlar/</link>
					<comments>https://www.habex.com.tr/kalp-ile-akil-arasinda-yaslanan-devrimler-suskunlasan-vicdanlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Ekspress]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 May 2025 21:56:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.habex.com.tr/?p=5083</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Yirmisinde komünist olmayanın kalbi yoktur, kırkında hâlâ komünist olanın aklı yoktur.”Bu cümle kimi zaman gülümseten bir nükte, kimi zamansa ideallerin zamanla buharlaşmasını meşrulaştıran bir özdeyiş olarak tekrarlanır. Bernard Shaw’a atfedilen ama pek çok farklı ağızdan da duyulan bu söz, aslında insanın idealleri ile hayatın gerçekleri arasında sıkışmışlığını tarif eder. Fakat asıl mesele şudur: Bu söz, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.habex.com.tr/kalp-ile-akil-arasinda-yaslanan-devrimler-suskunlasan-vicdanlar/">Kalp ile Akıl Arasında: Yaşlanan Devrimler, Suskunlaşan Vicdanlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.habex.com.tr">HabeX | Haber Ekspress</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Yirmisinde komünist olmayanın kalbi yoktur, kırkında hâlâ komünist olanın aklı yoktur.”</strong><br>Bu cümle kimi zaman gülümseten bir nükte, kimi zamansa ideallerin zamanla buharlaşmasını meşrulaştıran bir özdeyiş olarak tekrarlanır. Bernard Shaw’a atfedilen ama pek çok farklı ağızdan da duyulan bu söz, aslında insanın idealleri ile hayatın gerçekleri arasında sıkışmışlığını tarif eder. Fakat asıl mesele şudur: Bu söz, bize bir yaşanmışlığı mı anlatır, yoksa sistemin bizden beklediği bir uzlaşının süslü bahanesi midir?</p>



<h4 class="wp-block-heading">Gençliğin Ateşi: İdeallerin Saflığı</h4>



<p class="wp-block-paragraph">İnsan hayatının ilk evreleri, genellikle daha büyük bir bütünün içinde kaybolmamayı hedefleyen bir direnişle şekillenir. Yirmili yaşlar, insanın dünyayı değiştirme arzusu, adaletsizliğe başkaldırısı ve eşitlik idealleriyle yoğrulduğu dönemdir. Bu dönem, Platon’un “devletin adaletle kurulması” fikrinden, Marx’ın “üretim araçlarının halkın eline geçmesi” tezine kadar, düzenin kökten sorgulandığı zaman dilimidir. Kalp, vicdanla birlikte atar. Ve bu vicdan, sistemin sessiz kalmamızı istediği yerde bağırmayı seçer.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak ne zaman ki hayat, kredi kartı ödemeleri, kariyer basamakları ve aile geçindirme sorumluluklarıyla çevrelenir; işte o zaman sistem, bireyin ruhuna daha sıkı sarılır.</p>



<h4 class="wp-block-heading">Kırklı Yaşlar: Gerçekliğin Pençesinde İrade</h4>



<p class="wp-block-paragraph">Kırklı yaşlar, Aristoteles’in deyimiyle “pratik aklın” hüküm sürdüğü dönemdir. Artık dünyayı değiştirmekten çok, o dünyada bir yer edinmek öncelikli hâle gelir. Bu değişim bazen farkında olunmadan gerçekleşir; bazen de geçmişteki “çocukça hayaller” olarak adlandırılır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama asıl soru şu: Akıl mı gelişmiştir, yoksa yorgun düşen kalp mi aklın ardına saklanmıştır?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Siyasetin içinden gelenlerin çoğu bilir ki sistem, zamanla seni dönüştürür. İlk başta karşı çıktığın ne varsa, sonunda onunla uzlaşmaya mecbur kalırsın. Ve her uzlaşma, biraz daha susturur içindeki genci. Bu noktada idealizmin yıkımı, sadece bireysel bir dönüşüm değil, toplumsal belleğin de erozyonudur. Michel Foucault’nun “iktidarın mikro düzeyde işleyişi” dediği şey, tam da budur: Dışarıdan bir baskı olmadan, bireyin kendi kendine boyun eğmesi.</p>



<h4 class="wp-block-heading">Peki, Ne Olmalı?</h4>



<p class="wp-block-paragraph">Asıl mesele, yirmili yaşlardaki o “kalbi olan” insanın sesini tamamen bastırmamakta. Kalp ile aklı birbirine düşman ilan etmek yerine, ikisinin birlikte var olabileceği bir siyasi ve ahlaki duruşta. Çünkü gerçek erdem, yalnızca duygularla ya da yalnızca akılla değil, ikisinin birlikte taşıdığı bir vicdan terazisiyle bulunur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Antonio Gramsci’nin ünlü çağrısını hatırlamak gerekir:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">“Aklın karamsarlığına karşı, iradenin iyimserliği.”</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph">Yani yaş almak, düzenle uzlaşmak zorunda olduğumuz anlamına gelmez. Olgunluk, suskunluk değil; bilgelikle konuşmak demektir. Kalp hâlâ atarken, akıl hâlâ düşünüp direnebilir. Gerçek erdem, bu dengeyi kurabilmektir.</p>



<h4 class="wp-block-heading">Son Söz: Yaşlanan Devrimler</h4>



<p class="wp-block-paragraph">Her devrim genç doğar; ama yaşlanmak zorunda değildir. Asıl mesele, gençken sahip olduğumuz o adalet duygusunu, yaş aldıkça raflara kaldırmak değil; onu yeni bir dil, yeni bir duruş ve daha kalıcı yapılarla sürdürmektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü bazı kalpler vardır ki… ne yirmisinde susar, ne kırkında unutulur.</p>
<p><a href="https://www.habex.com.tr/kalp-ile-akil-arasinda-yaslanan-devrimler-suskunlasan-vicdanlar/">Kalp ile Akıl Arasında: Yaşlanan Devrimler, Suskunlaşan Vicdanlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.habex.com.tr">HabeX | Haber Ekspress</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.habex.com.tr/kalp-ile-akil-arasinda-yaslanan-devrimler-suskunlasan-vicdanlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hawar’dan Bugüne: Kürt Dil Bayramı’nda Varoluşun İzinde</title>
		<link>https://www.habex.com.tr/hawardan-bugune-kurt-dil-bayraminda-varolusun-izinde/</link>
					<comments>https://www.habex.com.tr/hawardan-bugune-kurt-dil-bayraminda-varolusun-izinde/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Ekspress]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 May 2025 07:00:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.habex.com.tr/?p=5054</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugün, 15 Mayıs 1932’de Şam’da Celadet Alî Bedirxan öncülüğünde yayımlanan Hawar dergisinin yıl dönümü. Latin alfabesiyle basılan ilk Kürtçe dergi olan Hawar, yalnızca bir yayın değil; bastırılmış bir kimliğin, unutturulmak istenen bir hafızanın ve suskun bırakılan bir halkın sesi olmuştur. Bu nedenle 15 Mayıs, Kürt Dil Bayramı olarak kutlanmakta. Ancak bu kutlamanın ötesinde, bir dilin [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.habex.com.tr/hawardan-bugune-kurt-dil-bayraminda-varolusun-izinde/">Hawar’dan Bugüne: Kürt Dil Bayramı’nda Varoluşun İzinde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.habex.com.tr">HabeX | Haber Ekspress</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Bugün, 15 Mayıs 1932’de Şam’da Celadet Alî Bedirxan öncülüğünde yayımlanan <em>Hawar</em> dergisinin yıl dönümü. Latin alfabesiyle basılan ilk Kürtçe dergi olan <em>Hawar</em>, yalnızca bir yayın değil; bastırılmış bir kimliğin, unutturulmak istenen bir hafızanın ve suskun bırakılan bir halkın sesi olmuştur. Bu nedenle 15 Mayıs, Kürt Dil Bayramı olarak kutlanmakta. Ancak bu kutlamanın ötesinde, bir dilin yaşamasıyla insanın varoluşu arasındaki derin bağı konuşmak gerekiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her halkın bir sesi vardır. O ses yalnızca kulağımıza çalınan birkaç kelime değil; toprağı nasıl sevdiğini, dağla nasıl konuştuğunu, acısını nasıl sakladığını ve sevincini nasıl paylaştığını anlatır. O ses bir dilde vücut bulur. Ve dil, insana sadece konuşma yetisi değil; düşünme, direnme, hatırlama ve unutmaya direnmeyi de öğretir. Bugün 15 Mayıs Kürt Dil Bayramı. Ama mesele yalnızca bir takvim günü ya da bir anma değil. Bu tarih, bir halkın sessizleştirilmiş geçmişinin, bugün hâlâ yankılanan çığlığıdır.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Dil: Kimliğin Nefesi, Varlığın Aynası</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Dil, insanın yalnızca iletişim aracı değil, aynı zamanda düşünceyi kurduğu, dünyayı inşa ettiği, kendini tanıdığı bir varlık düzlemidir. Wittgenstein’ın ünlü sözüyle, <em>“Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır.”</em> Bir halkın dili yok sayıldığında, onun sadece kelimeleri değil, tarihi, duyguları, bilgisi ve ontolojik varlığı da gözden silinir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dil, kimliktir. Ve kimliğin bastırılması, insanın kendi hakikatinden koparılmasıdır. İnsan, dünyaya geldiğinde önce annesinin sesiyle tanışır. O ses, onun için evdir, güvendir. Ve o sesin şekillendirdiği dil, yalnızca kelimelerin bir dizilimi değil; tüm varoluşun temelidir.&nbsp; Martin Heidegger, “Dil, varlığın evidir” derken, insanın ancak dil yoluyla kendi ‘evinde’, yani hakikatinde konaklayabileceğini ifade eder. <em>Hawar</em>, bu evin yeniden inşa edilmesidir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><em>Hawar</em>: Sessizliğe Yazılmış Direniş</h3>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Hawar</em>, 20. yüzyıl başlarında Orta Doğu’da hızla yayılan ulus-devletleşme ve tek dil politikaları karşısında bir direnç odağı olarak doğdu. Bedirxan ve arkadaşları, Kürt dilini yalnızca yazılı bir forma kavuşturmakla kalmadı; aynı zamanda o dilin içinde taşıdığı kültürü, edebiyatı ve düşünceyi de görünür kıldılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çaba, yalnızca linguistik değil; politik, kültürel ve felsefî bir meydan okumaydı. Michel Foucault’nun kavramlarıyla ifade edersek; bu, “iktidarın bilgi üzerindeki tahakkümüne” karşı bir bilgi üretimiydi. Yasaklı olanı yazmak, konuşmak ve öğretmek – bu eylemler, bir halkın kendi üzerindeki epistemolojik denetimi geri alma çabasıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yasak olanı konuşmak, yazmak, hatta düşünmek –&nbsp;<em>Hawar</em>&nbsp;bu “suç”un dergisiydi.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Diller Nereye Gidiyor?</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün dünya üzerinde konuşulan yaklaşık 7 bin dilden her iki haftada biri yok oluyor. Bu yalnızca kelimelerin değil, bir halkın düşünme biçiminin, doğayla kurduğu ilişkinin, inanç sisteminin ve sanat anlayışının da yok olması demek. UNESCO’nun “Tehlikedeki Diller” listesi, insanlığın ortak hafızasının büyük bir sessizliğe gömüldüğünü gösteriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Hawar</em>’ın Kürtçe için yaptığı şey, bu sessizliğe karşı bir ses olmak, bir varoluş hakkı talep etmekti.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Dijital Direniş: Sözün Geleceğe Taşınması</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün geldiğimiz dijital çağda, küreselleşmenin ve teknolojinin iki yönlü bir etkisi var: Bir yandan baskın dillerin (İngilizce, Çince vb.) hâkimiyeti, küçük dilleri gölgede bırakıyor. Öte yandan, sosyal medya, dijital kütüphaneler, çevrimiçi sözlükler ve video platformları sayesinde, yerel dillerin yaşaması için yeni alanlar doğuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün <em>Hawar</em>, yalnızca arşiv sayfalarında değil; YouTube’da, Instagram’da, podcastlerde ve Kürtçe çocuk masalları okunan TikTok ve benzeri platformlardaki videolarında yaşıyor. Bu dijital varoluş, Nietzsche’nin “sonsuz dönüş” kavramını hatırlatır gibi: susturulan söz, başka bir biçimde geri dönüyor.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Dil, Özgürlüğün Kendisi</strong>dir</h3>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Hawar</em>’ın mirası şunu öğretiyor: Bir dili yaşatmak, yalnızca onu konuşmak değil; onu düşünmek, onunla üretmek ve onu savunmaktır. Hannah Arendt’in ifadesiyle, “konuşma ve eylem yetisi” insanı politik bir varlık yapar. Bu anadilde konuşamayan milyonlarca insan için bir yankıya dönüşüyor: Eğer dilin yasaklıysa, sen de siyasal ve kültürel anlamda “görünmez” bir varlıksın. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu nedenle, Kürt Dil Bayramı sadece bir etnik aidiyetin günü değildir. Tüm dillerin özgürce yaşaması, insanlığın bütün seslerini koruma sorumluluğudur. Çünkü her kaybolan dil, insanlık tarihinden silinen bir kitaptır.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Son Söz: Sesin Kadar Varsın</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün 15 Mayıs. Bir halkın sesi, sararmış dergi sayfalarından dijital dünyaya uzanan bir yankıyla hâlâ duyuluyor. Celadet Alî Bedirxan’ın başlattığı bu yolculuk, bize insanın ancak konuştuğu dil kadar var olabildiğini öğretiyor. Dil bir “araç” değil; varlığın bizzat kendisidir. Bir dil yaşarsa, o halk yaşar. Bir halk yaşarsa, insanlık biraz daha bütün olur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;15ê Gulanê Cejna Zimanê Kurdî pîroz be!&#8221;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yazan:</strong> Mehmet KOÇ</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Hawar Derigisi için Linke Tıklayın : <a href="https://docs.google.com/viewerng/viewer?url=https://nykcc.org/wp-content/uploads/2023/05/Hawar_Year1_No15_1933.pdf">Hawar Dergisi</a></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
<p><a href="https://www.habex.com.tr/hawardan-bugune-kurt-dil-bayraminda-varolusun-izinde/">Hawar’dan Bugüne: Kürt Dil Bayramı’nda Varoluşun İzinde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.habex.com.tr">HabeX | Haber Ekspress</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.habex.com.tr/hawardan-bugune-kurt-dil-bayraminda-varolusun-izinde/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Yoksul Başkan&#8221; José Mujica Hayatını Kaybetti</title>
		<link>https://www.habex.com.tr/yoksul-baskan-jose-mujica-hayatini-kaybetti/</link>
					<comments>https://www.habex.com.tr/yoksul-baskan-jose-mujica-hayatini-kaybetti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Ekspress]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 May 2025 23:34:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.habex.com.tr/?p=5050</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyanın en mütevazı lideri olarak tanınan, Uruguay&#8217;ın eski devlet başkanı José Mujica, 88 yaşında hayatını kaybetti. Uzun süredir sağlık sorunlarıyla mücadele eden Mujica, sadece bir politikacı değil; tüm dünyada adalet, eşitlik ve insanlık onuru için verilen mücadelenin simge isimlerinden biri olarak hafızalara kazındı. 2010-2015 yılları arasında Uruguay Cumhurbaşkanlığı görevini yürüten Mujica, görev süresi boyunca maaşının [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.habex.com.tr/yoksul-baskan-jose-mujica-hayatini-kaybetti/">&#8220;Yoksul Başkan&#8221; José Mujica Hayatını Kaybetti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.habex.com.tr">HabeX | Haber Ekspress</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Dünyanın en mütevazı lideri olarak tanınan, Uruguay&#8217;ın eski devlet başkanı José Mujica, 88 yaşında hayatını kaybetti. Uzun süredir sağlık sorunlarıyla mücadele eden Mujica, sadece bir politikacı değil; tüm dünyada adalet, eşitlik ve insanlık onuru için verilen mücadelenin simge isimlerinden biri olarak hafızalara kazındı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2010-2015 yılları arasında Uruguay Cumhurbaşkanlığı görevini yürüten Mujica, görev süresi boyunca maaşının %90’ını yoksullara ve küçük girişimcilere bağışladı. Sarayda değil, mütevazı bir çiftlik evinde yaşadı. Klasik arabası 1987 model bir Volkswagen Beetle idi. Hiçbir zaman &#8220;güç&#8221; peşinde olmadı; çünkü onun anlayışında gerçek güç, sade ve dürüst bir yaşam sürebilme cesaretiydi.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Bir Başkan Gitti, Ama Bir Vicdan Kaldı</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">José Mujica’nın ölümüyle yalnızca bir devlet adamını kaybetmedik; modern çağın az rastlanır ahlaki figürlerinden birini uğurladık. Bugünün dünyasında siyaset giderek çıkarcılığın, gösterişin ve kibirin aracı hâline gelirken, Mujica tam tersini temsil etti: Az ile yetinmenin, halkla bir olmanın, iktidarın yozlaştırıcılığına karşı direnmenin adını.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Siyaset onun için bir meslek değil, bir ahlak meselesiydi. “Tüketmek için değil yaşamak için çalışmalıyız” diyerek modern dünyanın bitmek bilmeyen açgözlülüğünü sorguladı. Kapitalizmin parlak vitrinlerine karşı bir çift topraklı ellerle, sade bir yaşamla direndi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün, dünya onun ardından sadece bir başkanı değil, bir öğretmeni, bir bilgeyi, bir dostu kaybetmiş gibi hissediyor. Çünkü o, yaptığı her konuşmada bizi bize anlatan bir ayna gibiydi. İnsanı yücelten şeyin ne servet ne de iktidar olduğunu, sadece vicdan ve sadelik olduğunu hatırlatıyordu.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Son Söz Yerine</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">José Mujica öldü. Ama fikirleri, dünyaya bıraktığı sade izler hâlâ yaşıyor. Belki birçoğumuz onun gibi olamayacağız; ama onun gibi yaşamanın mümkün olduğunu bildiğimiz bir dünya artık daha mümkün. O bir politikacı değil, bir insanlık önerisiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Toprak seni yavaşça alacak içine, tıpkı senin hayattayken toprağa, doğaya, insana gösterdiğin saygı gibi…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Huzurla uyu, <em>Pepe.</em></p>
<p><a href="https://www.habex.com.tr/yoksul-baskan-jose-mujica-hayatini-kaybetti/">&#8220;Yoksul Başkan&#8221; José Mujica Hayatını Kaybetti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.habex.com.tr">HabeX | Haber Ekspress</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.habex.com.tr/yoksul-baskan-jose-mujica-hayatini-kaybetti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarihin Kırılma Noktası: Silah Bırakılması &#8211; Fesih ve Yeni Türkiye’nin Eşiği</title>
		<link>https://www.habex.com.tr/tarihin-kirilma-noktasi-silah-birakilmasi-fesih-ve-yeni-turkiyenin-esigi/</link>
					<comments>https://www.habex.com.tr/tarihin-kirilma-noktasi-silah-birakilmasi-fesih-ve-yeni-turkiyenin-esigi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Ekspress]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 May 2025 07:58:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.habex.com.tr/?p=5042</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçmişin gölgesinde, umutlu bir geleceğin sabahı.. 12 Mayıs 2025, yalnızca bir siyasi gelişmenin tarihi değil, aynı zamanda bir ülkenin kader çizgisinde büyük bir dönüşüm anıdır. PKK, 40 yılı aşan çatışmalı sürecinin ardından 12. Kongresi&#8217;nde kendini feshettiğini ve silahlı mücadeleyi sonlandırdığını duyurdu. Bu, yalnızca bir örgütün sona ermesi değil; bir halkın, bir ülkenin ve belki de [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.habex.com.tr/tarihin-kirilma-noktasi-silah-birakilmasi-fesih-ve-yeni-turkiyenin-esigi/">Tarihin Kırılma Noktası: Silah Bırakılması &#8211; Fesih ve Yeni Türkiye’nin Eşiği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.habex.com.tr">HabeX | Haber Ekspress</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Geçmişin gölgesinde, umutlu bir geleceğin sabahı..</p>



<p class="wp-block-paragraph">12 Mayıs 2025, yalnızca bir siyasi gelişmenin tarihi değil, aynı zamanda bir ülkenin kader çizgisinde büyük bir dönüşüm anıdır. PKK, 40 yılı aşan çatışmalı sürecinin ardından 12. Kongresi&#8217;nde kendini feshettiğini ve silahlı mücadeleyi sonlandırdığını duyurdu. Bu, yalnızca bir örgütün sona ermesi değil; bir halkın, bir ülkenin ve belki de bir yüzyılın yeniden şekillenme çabasıdır.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Geçmişin İzleriyle Barışı Düşünmek</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Tarih, yalnızca olup bitenlerin kaydı değil, aynı zamanda insanın varoluşuna dair büyük bir sorudur. Nietzsche, “insan geçmişin hayvanıdır” derken, hatırlamanın laneti ile yaşamanın erdemi arasındaki gerilimi işaret eder. Türkiye’de Kürt meselesi de bu anlamda hem bireysel hem kolektif hafızanın, bastırılmış kimliklerin ve tanınma arzularının birbirine düğümlendiği tarihsel bir olgudur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren yaşananlar, Kürt halkında hem bir direnç hem de bir kırgınlık üretmiştir. Ağrı’da, Dersim’de, Zilan’da akan kan, yalnızca birer rakam değil; hatırlanmak isteyen kimliklerin sessiz çığlığıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu bölgelerde gerçekleşen isyanlar yalnızca birer güvenlik problemi olarak değil, aynı zamanda devletin bölgeye yaklaşımının bir sonucu olarak okunmalıdır. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu isyanlar bastırıldı ama bastırılan yalnızca isyanlar değildi. Aynı zamanda kuşaklar boyu sürecek bir güvensizlik, kırgınlık ve toplumsal ayrışma de tohumlanmış oldu.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Umutlu Bekleyişin Eşiğinde Halk</strong>lar</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün Diyarbakır’da, Van’da, Hakkâri’de, Batman’da, İstanbul&#8217;da, Türkiye&#8217;nin her bir bölgesinde; belki sessiz ama derinden bir umut dolaşıyor. Anneler, artık çocuklarını çatışmalarda kaybetmek istemiyor. Gençler, geçmişin yükünü değil, geleceğin imkânlarını sırtlanmak istiyor. Kimse tarihini inkâr etmek istemiyor; yalnızca onurlu bir yurttaşlık, eşit bir yaşam ve özgürce konuşabileceği bir dilin varlığını arıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sartre’ın dediği gibi, “İnsan, umut ettiği şeydir.” Bugün bu halklar, bu ülke barışı umut ediyor. Çünkü artık barışın ne kadar değerli olduğunu, savaşın ne kadar büyük bir kayıp olduğunu en iyi onlar biliyor.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Bu Kararın Tarihî Önemi</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün alınan “silah bırakma ve örgütü fesih” kararı, bir ilktir. PKK, ilk kez açıkça ve resmî bir kongre kararıyla silahlı mücadelenin sona erdiğini ilan etti. Ancak dikkat çekici olan, bu kararın sadece bir geri çekilme değil; aynı zamanda bir dönüşüm çağrısı içermesidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Örgütün yayımladığı bildiride, Abdullah Öcalan’ın süreci yönlendirmesi, demokratik siyaset hakkının tanınması ve hukuki güvencelerin sağlanması gibi unsurlar ön plana çıkıyor. Bu talepler, Türkiye’nin çok daha derin bir demokrasi meselesiyle karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Yeni Bir Toplumsal Sözleşme Mümkün mü?</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kararla birlikte Türkiye’de var olan bütün halklar için bir fırsat doğmuştur. Artık yalnızca Kürt sorunu değil, demokrasi sorunudur konuşulması gereken. Kimliklerin korkmadan yaşandığı, farklılıkların bir tehdit değil zenginlik olarak görüldüğü bir toplumsal zemin inşa etmek mümkündür. Keza atılan ve atılacak her adım da bu temelde olmalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Toplum, artık yalnızca devletin kararlarını değil, vicdanın sesini de duymak istiyor. Çünkü felsefenin en temel öğretisi şudur: İnsan değişebilir. Toplum değişebilir. Devlet bile değişebilir. Yeter ki hakikatle yüzleşme cesareti gösterilsin.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Son Söz: Barış, Hayal Değil, Zorunluluktur</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Barış, romantik bir beklenti değildir. O, hem tarihsel hem ahlaki hem de siyasal bir zorunluluktur. Ve en çok da adalete ihtiyaç duyar. Geçmişi inkâr etmeden, ama geleceğe de onun zincirleriyle bağlanmadan yeni bir yol çizilebilir. Bu topraklarda barışın dili yeniden inşa edilebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün, Kürtler için; ama aynı zamanda Türkler için de, birlikte yaşamanın anlamını yeniden düşünme vaktidir. Belki de ilk kez, çatışmaların değil; barışın uzun gölgesi düşüyor ülkemizin üzerine. Bu gölgeyi bir sığınağa çevirmek bizim elimizde.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yazan: Mehmet KOÇ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
<p><a href="https://www.habex.com.tr/tarihin-kirilma-noktasi-silah-birakilmasi-fesih-ve-yeni-turkiyenin-esigi/">Tarihin Kırılma Noktası: Silah Bırakılması &#8211; Fesih ve Yeni Türkiye’nin Eşiği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.habex.com.tr">HabeX | Haber Ekspress</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.habex.com.tr/tarihin-kirilma-noktasi-silah-birakilmasi-fesih-ve-yeni-turkiyenin-esigi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Referans Lazım: İsmin Tahtı, Hakikatin Mezarı</title>
		<link>https://www.habex.com.tr/referans-lazim-ismin-tahti-hakikatin-mezari/</link>
					<comments>https://www.habex.com.tr/referans-lazim-ismin-tahti-hakikatin-mezari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Ekspress]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 May 2025 10:29:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Referans Lazım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.habex.com.tr/?p=5010</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Referans lazım.”İki kelime. Ama içinde bin yıllık bir çürümenin sesi.Bir kapıdan girebilmek için gereken anahtar değil, anahtarcının kim olduğuna göre değer biçen bir düzenin özeti. Artık hakikatin, emeğin, liyakatin değil; kimin tarafından ‘onaylandığının’ önemli olduğu bir çağda yaşıyoruz. Bu çağın adı çoktan kondu: Tavsiye Çağı. Görünürde eşitlik vadeden modern dünya, arka planda en eski oyunu oynamaya [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.habex.com.tr/referans-lazim-ismin-tahti-hakikatin-mezari/">Referans Lazım: İsmin Tahtı, Hakikatin Mezarı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.habex.com.tr">HabeX | Haber Ekspress</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">“Referans lazım.”<br>İki kelime. Ama içinde bin yıllık bir çürümenin sesi.<br>Bir kapıdan girebilmek için gereken anahtar değil, anahtarcının kim olduğuna göre değer biçen bir düzenin özeti. Artık hakikatin, emeğin, liyakatin değil; kimin tarafından ‘onaylandığının’ önemli olduğu bir çağda yaşıyoruz. Bu çağın adı çoktan kondu: <strong>Tavsiye Çağı.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Görünürde eşitlik vadeden modern dünya, arka planda en eski oyunu oynamaya devam ediyor:&nbsp;<strong>Sadakatle yükselenler, liyakatle yürüyenleri gölgede bırakıyor.</strong>&nbsp;Bugün bir işe girmenin, bir projeye kabul edilmenin ya da yalnızca sesini duyurmanın bile temel koşulu haline gelen şey tek bir kelimeye indirgenmiş durumda:&nbsp;<strong>Referans Lazım.</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Tarih de Referansla Yazıldı</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Dönüp tarihe baktığımızda da bu çarpıklığın tohumlarını görmemek mümkün değil. Hangi filozofun hayatta kalıp yazdıklarını yayabildiği, kimin hangi kralla yakın olduğu, hangi alimin hangi padişahın desteğini aldığı&#8230; Bu referanslar olmadan kaç fikir karanlıkta kayboldu, kaç ses duyulmadı?</p>



<p class="wp-block-paragraph">İbn Rüşd, Endülüs’te doğduğu çağın çok ötesindeydi ama zamanının “onay mercii” olan din otoritesinden referans almadığı için kitapları yakıldı. Galileo, dünyanın döndüğünü söyledi ama “referans” Vatikan’dı, kilise onaylamadığı için yıllarca ev hapsine mahkûm edildi. Bugün onları göklere çıkarıyoruz ama zamanında söyledikleri, kimin gölgesinde olmadığı için karanlıkta kaldı.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Aristoteles’in Arkasından Bakmak</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Aristoteles, insanı “zoon politikon” yani toplumsal bir varlık olarak tanımlar. Bu tanım, insanın diğer insanlarla ilişkisi olmadan var olamayacağını gösterir. Ancak bugünün “toplumsallığı” artık bir birlikte yaşama ihtiyacından çok,&nbsp;<strong>çıkar ortaklığı</strong>na dönüşmüş durumda. Senin hakikatin, ancak biri onay verirse “değerli” sayılıyor. Sözlerin anlam kazanması için ya bir unvanın olacak, ya da “önce biri seni takdim edecek”.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Modern Meritokrasinin Maskesi</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Günümüz toplumları kendilerini “meritokrasiye dayalı” yani liyakate göre işleyen sistemler olarak tanıtıyor. Ancak bu sadece yüzeyde kalan bir maske. Gerçekte sistemin içinde yükselebilmek için hâlâ bir tür çağdaş referans mektubuna ihtiyacımız var. Bu bazen bir üniversitenin adı olur, bazen çalıştığın şirketin logosu, bazen de bir “ön söz yazarı” olur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şu soruyu kendimize soralım:<br>Bir fikir, yalnızca ünlü biri tarafından söylendiğinde mi değerli olur?<br>Aynı fikri isimsiz biri söylese, neden duvar gibi çarpar dinleyenlere?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu aslında&nbsp;<strong>Nietzsche’nin “sürü ahlakı”</strong>&nbsp;dediği şeyin modern yansımasıdır. Sürü, kendi liderlerinin peşinden gider; bağımsız sesleri dışlar. Toplum da sürüleştiğinde, referansı olmayan fikirleri susturur.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Toplumsal Rant Sistemi</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Referans, aslında modern çağın “akrabalık sistemi”. Eskiden aşiretler vardı, şimdi “networkler”. Eskiden biri padişaha yakınsa hayatta kalırdı, şimdi biri CEO’ya yakınsa terfi alır. Bir el sıkışması, bir yemeğe oturma, bir fotoğraf karesi… tüm kariyerini belirleyebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüzden toplumda yavaş yavaş ama derinden yayılan bir çürüme var. İnsanlar artık çalışmaya değil, bağ kurmaya yöneliyor. Beceriler değil,&nbsp;<strong>yakınlıklar</strong>&nbsp;üzerinden değer üretiliyor. Ve bu da “adil rekabet” fikrini imkânsız kılıyor.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Dijital Çağda Referans: Algoritmaların Soy Kütüğü</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Sosyal medya, görünüşte herkese eşit bir alan sunsa da bu alanın da gizli referans kapıları vardır. Twitter&#8217;da (X) bir düşünce ancak onu büyük bir hesap paylaşırsa yankılanır. YouTube’da bir içerik, algoritma tarafından “önerilen” listelere düşmeden görünmez. Instagram’da bir kullanıcı, yalnızca doğru isimlerle etkileşime girerse büyüyebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yani artık insanlar, dijital platformlarda bile&nbsp;<strong>kişisel içeriklerini değil, referanslı içeriklerini</strong>&nbsp;parlatıyorlar. Kendi düşüncesinden çok, hangi ünlünün onu retweet ettiğini öne çıkarıyor. Referans artık sadece bir iş başvurusunda değil, görünürlükte de belirleyici.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir algoritmanın seni önermesi bile, bir tür “dijital kefillik.”<br>Ve kimse, seni tanıtmadan seni fark etmiyor.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Hakikatin Peşinde, &#8220;Sen Kimsin&#8221; ?</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Yolun ortasında durup “ben varım” demek artık kâfi değil. Çünkü sistem, ispat değil onay arıyor.<br>Ve bu onay, gerçekliğin değil, görünürlüğün etrafında örülüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüzden hakikat çoğu zaman kimsesiz kalıyor. Referansı olmayan bir hakikat,&nbsp;<strong>yetim</strong>&nbsp;sayılıyor. Onu sahiplenen çıkmadıkça, ne kadar parlak olursa olsun, sahne ışıkları yüzünü çevirmiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">**</p>



<p class="wp-block-paragraph">Günümüz üniversiteleri, şirketleri, sanat dünyası, siyaseti&#8230; Hepsi aynı suyun farklı yüzeyleri. Derine indiğinde karşılaştığın şey şu:<br><strong>Bir şeyin kıymeti, onu kimin söylediğine bağlı.</strong><br>Tıpkı mahkemede tanığın güvenilirliği gibi: “Tanıklık ettiğin olay değil, senin kim olduğun önemli.”<br>Böyle bir düzende, doğruyu söyleyen değil, sözü duyulan kazanıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">**</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama sistemin bir başka yüzü daha var; sessiz çoğunluk. Onlar,&nbsp;<strong>ne arkalarında bir isim taşıyabiliyorlar, ne de kapılarda sesleri yankılanıyor.</strong>&nbsp;Belki bir köyde, belki bir taşra üniversitesinde, belki bir çatı katında&#8230; Bilgi, zekâ, emek orada birikiyor ama referans zincirine takılıyor. Çünkü kimse onların arkasında durmuyor. Dolayısıyla onlar da hayata “ön” yüzünden katılamıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve referanssız insanlar, zamanla kendilerini eksik sanıyor.<br>Oysa eksik olan onlar değil; sistemin terazisi.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Peki çare nedir?</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph"><br>Kendini sürekli daha büyük bir isme yaslamaya mı çalışmak?<br>Yoksa bazen, hiç kimsenin “geçer” saymadığı bir kimlikle de var olmayı göze almak mı?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir gün, sadece yeteneğin ve emeğin konuşulduğu bir düzen gelir mi bilinmez. Ama bildiğimiz bir şey var: Referansın konuştuğu yerde, bazen hakikat susmak zorunda kalıyor.<br>Tıpkı, sesi olmayan bir ustanın, iz bırakan ama adı anılmayan bir taş ustası gibi&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve belki de bu sistemin içinden en net itiraz şu cümleyle çıkacak:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">“Arkamda kimse yoktu, ama yine de doğruyu söyledim.”</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yazan: Mehmet KOÇ</strong></p>
<p><a href="https://www.habex.com.tr/referans-lazim-ismin-tahti-hakikatin-mezari/">Referans Lazım: İsmin Tahtı, Hakikatin Mezarı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.habex.com.tr">HabeX | Haber Ekspress</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.habex.com.tr/referans-lazim-ismin-tahti-hakikatin-mezari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Haksızlığın Gölgesinde: Sırrı Süreyya Önder’e Veda</title>
		<link>https://www.habex.com.tr/bir-haksizligin-golgesinde-sirri-sureyya-ondere-veda/</link>
					<comments>https://www.habex.com.tr/bir-haksizligin-golgesinde-sirri-sureyya-ondere-veda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Ekspress]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 May 2025 08:26:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.habex.com.tr/?p=5000</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Bir insanın hayatını kırabilecek en önemli şey, muazzam bir haksızlığa uğramışlık duygusudur.&#8221;— Sırrı Süreyya Önder Bazen bir cümle, insanın göğsüne bir taş gibi oturur. Kalbin kıyılarına vurur, içinizi delik deşik eder. Yukarıdaki cümle de öyle bir cümleydi. Sırrı Süreyya Önder’in hayatı boyunca söylediği pek çok söz gibi, bu da sadece bir tespit değil, bir iç [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.habex.com.tr/bir-haksizligin-golgesinde-sirri-sureyya-ondere-veda/">Bir Haksızlığın Gölgesinde: Sırrı Süreyya Önder’e Veda</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.habex.com.tr">HabeX | Haber Ekspress</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph"><em>&#8220;Bir insanın hayatını kırabilecek en önemli şey, muazzam bir haksızlığa uğramışlık duygusudur.&#8221;</em><br>— Sırrı Süreyya Önder</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph">Bazen bir cümle, insanın göğsüne bir taş gibi oturur. Kalbin kıyılarına vurur, içinizi delik deşik eder. Yukarıdaki cümle de öyle bir cümleydi. Sırrı Süreyya Önder’in hayatı boyunca söylediği pek çok söz gibi, bu da sadece bir tespit değil, bir iç kırılmasıydı. Belki kendi ömrünün özetiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve şimdi, o sesi kaybettik.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sırrı abi yalnızca bir siyasetçi, bir sanatçı ya da bir entelektüel değildi. O, bu toprakların vicdanından doğmuş bir hikâye anlatıcısıydı. Mizahla, hüzünle, isyanla, şefkatle dokunmuş bir hayatın içinden geliyordu. Hepimizin görmediği yaraları görüyor, çoğumuzun söyleyemediği sözleri gülümseyerek söylüyordu. Öyle zamanlar oldu ki, sadece bir espriyle koca bir salonu ağlatabilirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama bu topraklar, en çok vicdan sahiplerini incitir. Sırrı abi de bunu derinden hissedenlerden biriydi. Hayatının her safhasında, halklar için, yok sayılanlar için, unutulmak istenenler için konuştu. Bedel ödemeyi bildi. Kendi deyişiyle “haksızlığa uğramışlık duygusu” yalnızca bir gözlem değil, onun taşıdığı bir yüktü.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Mizahın Ardındaki Hüzün</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Sırrı’nın cümleleri güldürürken düşündürür, düşündürürken iç acıtırdı. Çünkü o, mizahı bir eğlence değil, bir direniş biçimi olarak görürdü. Gülmek, bazen ağlamaktan daha politikti onun dünyasında. O yüzden onun esprileri, salonlara kahkaha değil, utanç salardı zaman zaman. Çünkü toplumun bastırdığı ne varsa, o dile getirirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu memlekette kaç kişi kelimelerle hem yara açmayı hem o yarayı sarıp sarmalamayı becerebildi? Kaç kişi ağlarken güldürebildi bizi?</p>



<h3 class="wp-block-heading">Haksızlık, Onun Kalbindeki En Büyük Sızıdır</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Sırrı Süreyya Önder’in siyasal mücadelesi de kişisel öyküsü de haksızlığa karşı bir başkaldırıdır. Cezaevlerinden meclis kürsüsüne, kamera arkasından sokaklara kadar taşıdığı tek şey, “adaletsizlik” karşısındaki dik duruşuydu. Belki de hayatının en büyük mücadelesi, sadece adalet içindi. Ne koltuk, ne unvan, ne itibar… Onun derdi, kimseye &#8220;sen yoksun&#8221; denilmesin diyeydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdi o yok.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama bıraktığı kelimeler var, kahkahaya karışmış hıçkırıklar var, bir kenarda duran o buruk gülümsemesi var. Aramızdan bir Sırrı geçti; her kelimesi sızı, her cümlesi merhem.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Ne Kaldı Geriye?</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Bir insanı kaybetmek, onu sonsuzluğa uğurlamak değildir sadece. Aynı zamanda bir sesin artık yankılanmayacağını bilmek, bir bakışın bir daha görünmeyeceğini bilmektir. Şimdi biz, hem onun ardından yas tutuyoruz, hem de onun hatırlattığı en temel şeyi yeniden duyumsuyoruz: Haksızlık, en derin yıkımdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama bazen bir insan, yaşarken olduğu kadar öldüğünde de dirilticidir. Önder’in ardından dökülen gözyaşları, belki biraz da kendi sessizliğimiz içindir. Belki onun cesaretinde gördüğümüz kendi korkularımız için.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Son Söz Yerine</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Sırrı Süreyya Önder artık aramızda değil. Ama onun sesi, bu ülkenin vicdanında yankılanmaya devam edecek. Mizahın içindeki hüzün, siyasetin içindeki insan, sözün içindeki yara&#8230; hepsi onunla biraz daha derinleşti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve geriye şu cümle kaldı:<br><strong>“Bir insanın hayatını kırabilecek en önemli şey, muazzam bir haksızlığa uğramışlık duygusudur.”</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Belki de onun hayatı, bu duyguyla baş edip insan kalabilmenin mümkün olduğunu gösterdi bize.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nur içinde yat Sırrı abi..<br>Seninle birlikte bir cümle eksildik, bir vicdan daha sustu bu ülkede.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yazan: Mehmet KOÇ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
<p><a href="https://www.habex.com.tr/bir-haksizligin-golgesinde-sirri-sureyya-ondere-veda/">Bir Haksızlığın Gölgesinde: Sırrı Süreyya Önder’e Veda</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.habex.com.tr">HabeX | Haber Ekspress</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.habex.com.tr/bir-haksizligin-golgesinde-sirri-sureyya-ondere-veda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmparatorlukların Çöküşünden Küreselleşmeye: Toynbee&#8217;nin &#8216;Meydan Okuma-Tepki&#8217; Teorisi Test Ediliyor</title>
		<link>https://www.habex.com.tr/imparatorluklarin-cokusunden-kuresellesmeye-toynbeenin-meydan-okuma-tepki-teorisi-test-ediliyor/</link>
					<comments>https://www.habex.com.tr/imparatorluklarin-cokusunden-kuresellesmeye-toynbeenin-meydan-okuma-tepki-teorisi-test-ediliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Ekspress]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Apr 2025 22:01:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.habex.com.tr/?p=4969</guid>

					<description><![CDATA[<p>Medeniyetler: Çöküşten Değil, Cevapsızlıktan Ölür “Medeniyetler, yok oluşla mı lanetlenmiştir; yoksa değişime uyum sağlayanlar hayatta kalmayı başarabilir mi?”Toynbee bu sorunun peşine düşmüş, peşine düşmekle kalmamış, 12 cilt boyunca üzerine düşünmüş. Sonunda da bir ip attı önümüze: meydan okuma – tepki hattı. Medeniyetler, başlarına geleni nasıl karşıladıklarına göre yaşar ya da tarihin dip rafına kayar. Ona göre tarih, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.habex.com.tr/imparatorluklarin-cokusunden-kuresellesmeye-toynbeenin-meydan-okuma-tepki-teorisi-test-ediliyor/">İmparatorlukların Çöküşünden Küreselleşmeye: Toynbee&#8217;nin &#8216;Meydan Okuma-Tepki&#8217; Teorisi Test Ediliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.habex.com.tr">HabeX | Haber Ekspress</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Medeniyetler: Çöküşten Değil, Cevapsızlıktan Ölür</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Medeniyetler, yok oluşla mı lanetlenmiştir; yoksa değişime uyum sağlayanlar hayatta kalmayı başarabilir mi?”</strong><br>Toynbee bu sorunun peşine düşmüş, peşine düşmekle kalmamış, 12 cilt boyunca üzerine düşünmüş. Sonunda da bir ip attı önümüze: <em>meydan okuma – tepki</em> hattı. Medeniyetler, başlarına geleni nasıl karşıladıklarına göre yaşar ya da tarihin dip rafına kayar. Ona göre tarih, düz gitmez. Sallanır, sendeler, bazen geri teper, ama yürür. Tıpkı sarhoş bir bilge gibi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün o bilge, yine tökezlemekte. Çin ve ABD’nin ekonomik, teknolojik, ticari ve politik bilek güreşi tam da Toynbee’nin teorisini test ediyor. Hem de bugünden yıllar öncesine yani Roma günlerine kadar geriye sararak.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Roma’nın Çöküşü: İçeriden Bozulma, Dışarıdan Bahane</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Toynbee, Roma’nın başlarda harika yanıtlar verdiğini söyler. Dışarıdan gelen her müdaheleye içeriden yaratıcı çözümler üretmişti. Ama sonra o yaratıcı azınlık, koltuğuna yapışan bir çoğunluğa dönüştü. “Statüko güzeldir” dediler. “Yeter ki bozulmasın, isterse kokuşsun.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Roma’yı Germenler yıkmadı, Roma kendi çürümüşlüğünden düştü. Dış tehlikeyi yönetemediler çünkü içeride çözüm üretecek sinir sistemi iflas etmişti. Reform yerine korku pompaladılar. Diyalog yerine duvar ördüler. Paniklediler. Kırdılar, dağıttılar, sonra “neden oldu bu?” dediler. Oysa cevap açıktı: Cevap yokluğun kendisi.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Çin ve ABD: Yirmi Birinci Yüzyılın Toynbee Testi</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün sahnede ABD var, karşısında Çin. Birbirlerine çip fırlatıyorlar, ambargo balyozları sallıyorlar, teknolojiyle birbirlerinin gölgesine basmaya çalışıyorlar. Ve bu, Toynbee’nin teorisinin ete kemiğe büründüğü bir arena sanki.</p>



<p class="wp-block-paragraph">ABD’de durum Toynbee’nin “reaksiyoner uygarlık” tanımına hayli benziyor. İçeride kutuplaşma, ekonomik eşitsizlik, kurumların çatırdayan yapısı.. Yaratıcı azınlık değil, statüko muhafızları konuşuyor artık. “Dokunma bozulur” diyenler çoğunlukta.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çin ise yükselen taraf. Fakat yükselen her şey güneşe ulaşmaz. İkarus’un hikâyesi hâlâ geçerli. Toynbee olsa, “meydan okuyan, illa uygarlık kuracak diye bir kaide yok” derdi. Bazen en büyük meydan okuma, kendine doğru başlar.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Peki Bir Başka Bakışla: Uyum Yeteneği, Kurtuluşun Anahtarı mı?</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Toynbee’nin en keskin cümlesi belki de şuydu:<br><strong>“Bir medeniyet cinayetle değil, intiharla ölür.”</strong><br>Dışarıdan biri seni devirmek için kapına gelmez. Sen içeride çökersin. Yanıt veremezsin. Soru çoktur, cevapsızlık daha çok.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çin ve ABD için soru artık şu: Cevap verecek misiniz? Yoksa kendinizi sessize mi alacaksınız?<br>Mesele sadece güce sahip olmak değil, esnek kalabilmekte. Yenilenebilmekte. Kendini, her sabah başka bir sabahmış gibi görebilmekte.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Ya Toynbee Bugün Yaşasaydı..</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Google’ın yapay zekâsı mı cevap olurdu, Pekin’in beş yıllık planları mı, yoksa sessizlik mi?<br>Toynbee belki de şöyle söylerdi:<br>“Çöküş dışardan gelmez, içeride cevapsız kalan soruların yankısıdır.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugünün küresel sistemi bir ses kaydı gibi: İklim çalıyor, göç yankılanıyor, algoritmalar tınlıyor, herkes birbirinin üstüne konuşuyor. Toynbee’nin modeli artık bir tarih kuramı değil, bir uyandırma servisi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü tarih tekrar etmez, ama kulağımıza fısıldar.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Peki Burada Sonuç Yerine:</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Medeniyetler yazgılarına mahkûm değildir. Ama yazgılarına cevap veremezlerse o yazgı gerçekleşir.<br>Değişime açık olan, yeniden yazabilir hikâyesini. Kapalı olan?<br>Tarihin üstüne çökmüş başlığı olur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Roma’nın çöküşünden bugünün algoritmik krizlerine kadar gelen bu öyküde tek sabit cümle şu olabilir:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Meydan okuma gelir. Asıl mesele, cevap kimin cebinde.”</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yazan: Mehmet KOÇ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
<p><a href="https://www.habex.com.tr/imparatorluklarin-cokusunden-kuresellesmeye-toynbeenin-meydan-okuma-tepki-teorisi-test-ediliyor/">İmparatorlukların Çöküşünden Küreselleşmeye: Toynbee&#8217;nin &#8216;Meydan Okuma-Tepki&#8217; Teorisi Test Ediliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.habex.com.tr">HabeX | Haber Ekspress</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.habex.com.tr/imparatorluklarin-cokusunden-kuresellesmeye-toynbeenin-meydan-okuma-tepki-teorisi-test-ediliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eğri ve Doğrunun İlişkisi: Hakikatin Maskesi</title>
		<link>https://www.habex.com.tr/egri-ve-dogrunun-iliskisi-hakikatin-maskesi/</link>
					<comments>https://www.habex.com.tr/egri-ve-dogrunun-iliskisi-hakikatin-maskesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Ekspress]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Apr 2025 18:46:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Ulusal Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[eğri ve doğru]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.habex.com.tr/?p=4930</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir eğri, kendisini bir doğru gibi sunarsa ne olur? Tarih, bu sorunun cevabıyla doludur. Eğrinin, kendini doğru gibi sunmakla kalmadığı; aynı zamanda hakikati tekeline aldığı, hakikat adına konuştuğu, hatta doğrunun ta kendisi olduğuna inandırdığı dönemlerle örülüdür. Asıl tehlike de burada başlar. Çünkü eğri, kendisini bir doğru gibi kabul ettirdiğinde, artık hiçbir doğru toplum nezdinde kabul [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.habex.com.tr/egri-ve-dogrunun-iliskisi-hakikatin-maskesi/">Eğri ve Doğrunun İlişkisi: Hakikatin Maskesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.habex.com.tr">HabeX | Haber Ekspress</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">Bir eğri, kendisini bir doğru gibi sunarsa ne olur?</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Tarih, bu sorunun cevabıyla doludur. Eğrinin, kendini doğru gibi sunmakla kalmadığı; aynı zamanda hakikati tekeline aldığı, hakikat adına konuştuğu, hatta doğrunun ta kendisi olduğuna inandırdığı dönemlerle örülüdür. Asıl tehlike de burada başlar. Çünkü eğri, kendisini bir doğru gibi kabul ettirdiğinde, artık hiçbir doğru toplum nezdinde kabul görmez. Hakikatin tahtına oturan eğri, diğer tüm doğruları ya sürgüne yollar ya da sessizliğe mahkûm eder.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Şimdi de Usta Halilin Hikâyesi ile devam edelim.</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Bir zamanlar, uzak bir köyde, herkesin saygı duyduğu bir terzi yaşarmış. Adı&nbsp;<strong>Usta Halil</strong>. Dikişi öyle düzgün, ölçüsü öyle hassasmış ki, köyde “Halil’in diktiği doğru olur” denirmiş.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir gün köye başka bir terzi gelmiş:&nbsp;<strong>Tarakçı İhsan</strong>. Dikişleri biraz yamuk, ölçüleri pek tutmazmış ama konuşması tatlıymış, lafı dolandırır, süsler püsler, öyle satarmış elbiseleri. İlk başta kimse ciddiye almamış onu. Fakat zamanla, insanlara “Bu yeni moda,” “Eskidenmiş doğru ölçü, şimdi bu kalıp geçerli,” diyerek kendini kabul ettirmiş.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir gün Halil’in oğlu babasına sormuş:<br>— Baba, senin diktiğin elbiseler daha düzgün ama kimse senden almıyor artık. Neden?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Halil ustanın cevabı, bu yazının temelini oluşturuyor:<br>— Oğlum, bazen eğri, kendini o kadar iyi doğru gibi gösterir ki, doğruya kimse inanmaz artık.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve işte biz bugün, tam da bu hikâyenin yaşandığı çağlardan birindeyiz.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Tarihten Bir Yansıma: Galileo’nun Sessizliği</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">1600’lü yıllarda, Katolik Kilisesi’nin “Dünya evrendir” dogması, mutlak doğru kabul ediliyordu. Galileo Galilei, teleskobunu gökyüzüne çevirdiğinde, bu “doğru”nun aslında eğri olduğunu fark etti. Ancak eğri, çoktan kendini doğru ilan etmişti. Galileo&#8217;ya kalan, ya susturulmak ya da diz çöküp eğrinin doğruluğunu kabul etmekti. Ve o diz çöktü. Fakat yalnızca dili çöktü, aklı değil.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eğri, doğruyu bastırabilir. Ama onu yok edemez. Çünkü doğru, zamana dayanır; eğri ise güce. Güç değişince eğrinin maskesi düşer. O yüzden hakikat, bir sabır işidir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Platon’un Mağarası: Gölgelerin Hakikat Sayıldığı Yer</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Platon’un mağara alegorisini hatırlayalım. İnsanlar, duvarlara yansıyan gölgeleri gerçek sanır. O gölgeler, eğridir. Ama herkes onlara “doğru” der. Ta ki biri zincirlerini kırıp mağaradan çıkana kadar. İşte o an, hakikatin kendisiyle ilk kez karşılaşır. Ama mağaraya geri döndüğünde artık onu kimse dinlemez. Çünkü eğriye alışmış olan göz, doğrunun parlaklığına tahammül edemez.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Modern dünyada medya, ideoloji, iktidar, muhalafet yada politika – hepsi bu mağaranın yeni mimarlarıdır. Eğriler, doğru gibi paketlenip servis edilir. Etiketin üstünde “gerçek” yazar ama içeriği sahteyle doludur. Toplum ise artık etikete değil, içeriğe bakmaktan yorgundur.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Nietzsche’nin Aynasında Eğriyi Görmek</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Nietzsche der ki:<br><em>“Hakikat, yalanların içinde kaybolmuş bir ironi olabilir.”</em><br>Ve haklıdır. Çünkü eğri yalnızca bir hata değil; bilinçli bir tercihtir çoğu zaman. Eğri, sesini yükseltir. Doğru ise anlatmayı tercih eder. Ama çağımız bağıranı dinliyor, anlatanı değil.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Usta Halil, her zaman sessizce dikerdi. Tarakçı İhsan ise çarşının ortasında bağırarak satardı kumaşını. Ve insanlar sesi takip etti. Çünkü ses, görünür olmayı getirir. Görünür olan da zamanla “doğru” kabul edilir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Günümüzün Dijital Eğrileri</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Artık bir fikir, doğruluğuyla değil; kaç kişi tarafından paylaşıldığıyla ölçülüyor. Yani hakikatin kendisi değil, kaç kişiye ulaştığı belirliyor değerini. Bu da eğrinin işine geliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün “eğri” algoritmanın dostu. Çünkü dikkat çekiyor. Daha çok tık alıyor. “Şok!”, “İnanılmaz!”, “Yok artık!” başlıkları bu yüzden hep eğri. Ama milyonlar izliyor. Sonra biri çıkıp “Aslında bu bilgi yanlış,” dediğinde geç oluyor. Çünkü eğri artık “gerçeklik” haline gelmiş durumda.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tarakçı İhsan bugün olsa, YouTube kanalı açar, Reels çeker, elbisenin üstüne “devrim” derdi. Ve herkes ona koşardı. Halil usta ise belki hâlâ atölyesinde düzgün dikiş peşinde olurdu.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Doğru Nerede Durmalı?</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Doğruyu savunmak, bazen mağarada zinciri kırmak gibidir. Bazen Galileo gibi susturulmak, bazen Nietzsche gibi anlaşılmamaktır. Ama yine de doğru, eğrinin hüküm sürdüğü her çağda var olmaya devam etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün belki azınlıktayız. Belki sesi az çıkanlarız. Ama bu yazıyı buraya kadar okuduysan sen de artık bir Halil usta çıraklığındasın. Ve bil ki:<br><strong>Eğrinin gürültüsü ne kadar çok olursa olsun, doğrunun sessizliği zamana daha dayanıklıdır.</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading">Sonuç Yerine: Halil Usta’nın Dersi</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Belki Halil usta artık dükkanını kapattı. Belki de köyde kimse onun adını bile anmıyor. Ama onun diktiği elbiseler hâlâ sapasağlam.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zaman geçer. Eğri çürür. Doğru kalır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sen doğruyu dikmeye devam et.</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>YAZAN</strong>: <strong>MEHMET KOÇ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
<p><a href="https://www.habex.com.tr/egri-ve-dogrunun-iliskisi-hakikatin-maskesi/">Eğri ve Doğrunun İlişkisi: Hakikatin Maskesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.habex.com.tr">HabeX | Haber Ekspress</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.habex.com.tr/egri-ve-dogrunun-iliskisi-hakikatin-maskesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
