Geçmişin gölgesinde, umutlu bir geleceğin sabahı..
12 Mayıs 2025, yalnızca bir siyasi gelişmenin tarihi değil, aynı zamanda bir ülkenin kader çizgisinde büyük bir dönüşüm anıdır. PKK, 40 yılı aşan çatışmalı sürecinin ardından 12. Kongresi’nde kendini feshettiğini ve silahlı mücadeleyi sonlandırdığını duyurdu. Bu, yalnızca bir örgütün sona ermesi değil; bir halkın, bir ülkenin ve belki de bir yüzyılın yeniden şekillenme çabasıdır.
Geçmişin İzleriyle Barışı Düşünmek
Tarih, yalnızca olup bitenlerin kaydı değil, aynı zamanda insanın varoluşuna dair büyük bir sorudur. Nietzsche, “insan geçmişin hayvanıdır” derken, hatırlamanın laneti ile yaşamanın erdemi arasındaki gerilimi işaret eder. Türkiye’de Kürt meselesi de bu anlamda hem bireysel hem kolektif hafızanın, bastırılmış kimliklerin ve tanınma arzularının birbirine düğümlendiği tarihsel bir olgudur.
Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren yaşananlar, Kürt halkında hem bir direnç hem de bir kırgınlık üretmiştir. Ağrı’da, Dersim’de, Zilan’da akan kan, yalnızca birer rakam değil; hatırlanmak isteyen kimliklerin sessiz çığlığıdır.
Bu bölgelerde gerçekleşen isyanlar yalnızca birer güvenlik problemi olarak değil, aynı zamanda devletin bölgeye yaklaşımının bir sonucu olarak okunmalıdır.
Bu isyanlar bastırıldı ama bastırılan yalnızca isyanlar değildi. Aynı zamanda kuşaklar boyu sürecek bir güvensizlik, kırgınlık ve toplumsal ayrışma de tohumlanmış oldu.
Umutlu Bekleyişin Eşiğinde Halklar
Bugün Diyarbakır’da, Van’da, Hakkâri’de, Batman’da, İstanbul’da, Türkiye’nin her bir bölgesinde; belki sessiz ama derinden bir umut dolaşıyor. Anneler, artık çocuklarını çatışmalarda kaybetmek istemiyor. Gençler, geçmişin yükünü değil, geleceğin imkânlarını sırtlanmak istiyor. Kimse tarihini inkâr etmek istemiyor; yalnızca onurlu bir yurttaşlık, eşit bir yaşam ve özgürce konuşabileceği bir dilin varlığını arıyor.
Sartre’ın dediği gibi, “İnsan, umut ettiği şeydir.” Bugün bu halklar, bu ülke barışı umut ediyor. Çünkü artık barışın ne kadar değerli olduğunu, savaşın ne kadar büyük bir kayıp olduğunu en iyi onlar biliyor.
Bu Kararın Tarihî Önemi
Bugün alınan “silah bırakma ve örgütü fesih” kararı, bir ilktir. PKK, ilk kez açıkça ve resmî bir kongre kararıyla silahlı mücadelenin sona erdiğini ilan etti. Ancak dikkat çekici olan, bu kararın sadece bir geri çekilme değil; aynı zamanda bir dönüşüm çağrısı içermesidir.
Örgütün yayımladığı bildiride, Abdullah Öcalan’ın süreci yönlendirmesi, demokratik siyaset hakkının tanınması ve hukuki güvencelerin sağlanması gibi unsurlar ön plana çıkıyor. Bu talepler, Türkiye’nin çok daha derin bir demokrasi meselesiyle karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor.
Yeni Bir Toplumsal Sözleşme Mümkün mü?
Bu kararla birlikte Türkiye’de var olan bütün halklar için bir fırsat doğmuştur. Artık yalnızca Kürt sorunu değil, demokrasi sorunudur konuşulması gereken. Kimliklerin korkmadan yaşandığı, farklılıkların bir tehdit değil zenginlik olarak görüldüğü bir toplumsal zemin inşa etmek mümkündür. Keza atılan ve atılacak her adım da bu temelde olmalıdır.
Toplum, artık yalnızca devletin kararlarını değil, vicdanın sesini de duymak istiyor. Çünkü felsefenin en temel öğretisi şudur: İnsan değişebilir. Toplum değişebilir. Devlet bile değişebilir. Yeter ki hakikatle yüzleşme cesareti gösterilsin.
Son Söz: Barış, Hayal Değil, Zorunluluktur
Barış, romantik bir beklenti değildir. O, hem tarihsel hem ahlaki hem de siyasal bir zorunluluktur. Ve en çok da adalete ihtiyaç duyar. Geçmişi inkâr etmeden, ama geleceğe de onun zincirleriyle bağlanmadan yeni bir yol çizilebilir. Bu topraklarda barışın dili yeniden inşa edilebilir.
Bugün, Kürtler için; ama aynı zamanda Türkler için de, birlikte yaşamanın anlamını yeniden düşünme vaktidir. Belki de ilk kez, çatışmaların değil; barışın uzun gölgesi düşüyor ülkemizin üzerine. Bu gölgeyi bir sığınağa çevirmek bizim elimizde.
Yazan: Mehmet KOÇ









