“Bir insanın hayatını kırabilecek en önemli şey, muazzam bir haksızlığa uğramışlık duygusudur.”
— Sırrı Süreyya Önder
Bazen bir cümle, insanın göğsüne bir taş gibi oturur. Kalbin kıyılarına vurur, içinizi delik deşik eder. Yukarıdaki cümle de öyle bir cümleydi. Sırrı Süreyya Önder’in hayatı boyunca söylediği pek çok söz gibi, bu da sadece bir tespit değil, bir iç kırılmasıydı. Belki kendi ömrünün özetiydi.
Ve şimdi, o sesi kaybettik.
Sırrı abi yalnızca bir siyasetçi, bir sanatçı ya da bir entelektüel değildi. O, bu toprakların vicdanından doğmuş bir hikâye anlatıcısıydı. Mizahla, hüzünle, isyanla, şefkatle dokunmuş bir hayatın içinden geliyordu. Hepimizin görmediği yaraları görüyor, çoğumuzun söyleyemediği sözleri gülümseyerek söylüyordu. Öyle zamanlar oldu ki, sadece bir espriyle koca bir salonu ağlatabilirdi.
Ama bu topraklar, en çok vicdan sahiplerini incitir. Sırrı abi de bunu derinden hissedenlerden biriydi. Hayatının her safhasında, halklar için, yok sayılanlar için, unutulmak istenenler için konuştu. Bedel ödemeyi bildi. Kendi deyişiyle “haksızlığa uğramışlık duygusu” yalnızca bir gözlem değil, onun taşıdığı bir yüktü.
Mizahın Ardındaki Hüzün
Sırrı’nın cümleleri güldürürken düşündürür, düşündürürken iç acıtırdı. Çünkü o, mizahı bir eğlence değil, bir direniş biçimi olarak görürdü. Gülmek, bazen ağlamaktan daha politikti onun dünyasında. O yüzden onun esprileri, salonlara kahkaha değil, utanç salardı zaman zaman. Çünkü toplumun bastırdığı ne varsa, o dile getirirdi.
Bu memlekette kaç kişi kelimelerle hem yara açmayı hem o yarayı sarıp sarmalamayı becerebildi? Kaç kişi ağlarken güldürebildi bizi?
Haksızlık, Onun Kalbindeki En Büyük Sızıdır
Sırrı Süreyya Önder’in siyasal mücadelesi de kişisel öyküsü de haksızlığa karşı bir başkaldırıdır. Cezaevlerinden meclis kürsüsüne, kamera arkasından sokaklara kadar taşıdığı tek şey, “adaletsizlik” karşısındaki dik duruşuydu. Belki de hayatının en büyük mücadelesi, sadece adalet içindi. Ne koltuk, ne unvan, ne itibar… Onun derdi, kimseye “sen yoksun” denilmesin diyeydi.
Şimdi o yok.
Ama bıraktığı kelimeler var, kahkahaya karışmış hıçkırıklar var, bir kenarda duran o buruk gülümsemesi var. Aramızdan bir Sırrı geçti; her kelimesi sızı, her cümlesi merhem.
Ne Kaldı Geriye?
Bir insanı kaybetmek, onu sonsuzluğa uğurlamak değildir sadece. Aynı zamanda bir sesin artık yankılanmayacağını bilmek, bir bakışın bir daha görünmeyeceğini bilmektir. Şimdi biz, hem onun ardından yas tutuyoruz, hem de onun hatırlattığı en temel şeyi yeniden duyumsuyoruz: Haksızlık, en derin yıkımdır.
Ama bazen bir insan, yaşarken olduğu kadar öldüğünde de dirilticidir. Önder’in ardından dökülen gözyaşları, belki biraz da kendi sessizliğimiz içindir. Belki onun cesaretinde gördüğümüz kendi korkularımız için.
Son Söz Yerine
Sırrı Süreyya Önder artık aramızda değil. Ama onun sesi, bu ülkenin vicdanında yankılanmaya devam edecek. Mizahın içindeki hüzün, siyasetin içindeki insan, sözün içindeki yara… hepsi onunla biraz daha derinleşti.
Ve geriye şu cümle kaldı:
“Bir insanın hayatını kırabilecek en önemli şey, muazzam bir haksızlığa uğramışlık duygusudur.”
Belki de onun hayatı, bu duyguyla baş edip insan kalabilmenin mümkün olduğunu gösterdi bize.
Nur içinde yat Sırrı abi..
Seninle birlikte bir cümle eksildik, bir vicdan daha sustu bu ülkede.
Yazan: Mehmet KOÇ









