Hawar’dan Bugüne: Kürt Dil Bayramı’nda Varoluşun İzinde

Bugün, 15 Mayıs 1932’de Şam’da Celadet Alî Bedirxan öncülüğünde yayımlanan Hawar dergisinin yıl dönümü. Latin alfabesiyle basılan ilk Kürtçe dergi olan Hawar, yalnızca bir yayın değil; bastırılmış bir kimliğin, unutturulmak istenen bir hafızanın ve suskun bırakılan bir halkın sesi olmuştur. Bu nedenle 15 Mayıs, Kürt Dil Bayramı olarak kutlanmakta. Ancak bu kutlamanın ötesinde, bir dilin yaşamasıyla insanın varoluşu arasındaki derin bağı konuşmak gerekiyor.

Her halkın bir sesi vardır. O ses yalnızca kulağımıza çalınan birkaç kelime değil; toprağı nasıl sevdiğini, dağla nasıl konuştuğunu, acısını nasıl sakladığını ve sevincini nasıl paylaştığını anlatır. O ses bir dilde vücut bulur. Ve dil, insana sadece konuşma yetisi değil; düşünme, direnme, hatırlama ve unutmaya direnmeyi de öğretir. Bugün 15 Mayıs Kürt Dil Bayramı. Ama mesele yalnızca bir takvim günü ya da bir anma değil. Bu tarih, bir halkın sessizleştirilmiş geçmişinin, bugün hâlâ yankılanan çığlığıdır.

Dil: Kimliğin Nefesi, Varlığın Aynası

Dil, insanın yalnızca iletişim aracı değil, aynı zamanda düşünceyi kurduğu, dünyayı inşa ettiği, kendini tanıdığı bir varlık düzlemidir. Wittgenstein’ın ünlü sözüyle, “Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır.” Bir halkın dili yok sayıldığında, onun sadece kelimeleri değil, tarihi, duyguları, bilgisi ve ontolojik varlığı da gözden silinir.

Dil, kimliktir. Ve kimliğin bastırılması, insanın kendi hakikatinden koparılmasıdır. İnsan, dünyaya geldiğinde önce annesinin sesiyle tanışır. O ses, onun için evdir, güvendir. Ve o sesin şekillendirdiği dil, yalnızca kelimelerin bir dizilimi değil; tüm varoluşun temelidir.  Martin Heidegger, “Dil, varlığın evidir” derken, insanın ancak dil yoluyla kendi ‘evinde’, yani hakikatinde konaklayabileceğini ifade eder. Hawar, bu evin yeniden inşa edilmesidir.

Hawar: Sessizliğe Yazılmış Direniş

Hawar, 20. yüzyıl başlarında Orta Doğu’da hızla yayılan ulus-devletleşme ve tek dil politikaları karşısında bir direnç odağı olarak doğdu. Bedirxan ve arkadaşları, Kürt dilini yalnızca yazılı bir forma kavuşturmakla kalmadı; aynı zamanda o dilin içinde taşıdığı kültürü, edebiyatı ve düşünceyi de görünür kıldılar.

Bu çaba, yalnızca linguistik değil; politik, kültürel ve felsefî bir meydan okumaydı. Michel Foucault’nun kavramlarıyla ifade edersek; bu, “iktidarın bilgi üzerindeki tahakkümüne” karşı bir bilgi üretimiydi. Yasaklı olanı yazmak, konuşmak ve öğretmek – bu eylemler, bir halkın kendi üzerindeki epistemolojik denetimi geri alma çabasıydı.

Yasak olanı konuşmak, yazmak, hatta düşünmek – Hawar bu “suç”un dergisiydi.

Diller Nereye Gidiyor?

Bugün dünya üzerinde konuşulan yaklaşık 7 bin dilden her iki haftada biri yok oluyor. Bu yalnızca kelimelerin değil, bir halkın düşünme biçiminin, doğayla kurduğu ilişkinin, inanç sisteminin ve sanat anlayışının da yok olması demek. UNESCO’nun “Tehlikedeki Diller” listesi, insanlığın ortak hafızasının büyük bir sessizliğe gömüldüğünü gösteriyor.

Hawar’ın Kürtçe için yaptığı şey, bu sessizliğe karşı bir ses olmak, bir varoluş hakkı talep etmekti.

Dijital Direniş: Sözün Geleceğe Taşınması

Bugün geldiğimiz dijital çağda, küreselleşmenin ve teknolojinin iki yönlü bir etkisi var: Bir yandan baskın dillerin (İngilizce, Çince vb.) hâkimiyeti, küçük dilleri gölgede bırakıyor. Öte yandan, sosyal medya, dijital kütüphaneler, çevrimiçi sözlükler ve video platformları sayesinde, yerel dillerin yaşaması için yeni alanlar doğuyor.

Bugün Hawar, yalnızca arşiv sayfalarında değil; YouTube’da, Instagram’da, podcastlerde ve Kürtçe çocuk masalları okunan TikTok ve benzeri platformlardaki videolarında yaşıyor. Bu dijital varoluş, Nietzsche’nin “sonsuz dönüş” kavramını hatırlatır gibi: susturulan söz, başka bir biçimde geri dönüyor.

Dil, Özgürlüğün Kendisidir

Hawar’ın mirası şunu öğretiyor: Bir dili yaşatmak, yalnızca onu konuşmak değil; onu düşünmek, onunla üretmek ve onu savunmaktır. Hannah Arendt’in ifadesiyle, “konuşma ve eylem yetisi” insanı politik bir varlık yapar. Bu anadilde konuşamayan milyonlarca insan için bir yankıya dönüşüyor: Eğer dilin yasaklıysa, sen de siyasal ve kültürel anlamda “görünmez” bir varlıksın.

Bu nedenle, Kürt Dil Bayramı sadece bir etnik aidiyetin günü değildir. Tüm dillerin özgürce yaşaması, insanlığın bütün seslerini koruma sorumluluğudur. Çünkü her kaybolan dil, insanlık tarihinden silinen bir kitaptır.

Son Söz: Sesin Kadar Varsın

Bugün 15 Mayıs. Bir halkın sesi, sararmış dergi sayfalarından dijital dünyaya uzanan bir yankıyla hâlâ duyuluyor. Celadet Alî Bedirxan’ın başlattığı bu yolculuk, bize insanın ancak konuştuğu dil kadar var olabildiğini öğretiyor. Dil bir “araç” değil; varlığın bizzat kendisidir. Bir dil yaşarsa, o halk yaşar. Bir halk yaşarsa, insanlık biraz daha bütün olur.

“15ê Gulanê Cejna Zimanê Kurdî pîroz be!”

Yazan: Mehmet KOÇ

Hawar Derigisi için Linke Tıklayın : Hawar Dergisi

Yorum
0

Paylaş

WhatsApp Facebook Telegram X Platformu