“Sarmaşık Olmak mı? Eksik Olsun!” – Yozlaşmış Zamanlar Üzerine Bir Deneme

Cyrano’nun Yankısı ve Yozlaşmış Zamanlar Üzerine

Toplum, insanı özünden değil; üzerinden var ediyor. Ne düşündüğün, ne hissettiğin, neyi inşa ettiğin değil… Hangi kartviziti taşıdığın, hangi masada oturduğun, kiminle çay içtiğin konuşuluyor. Kendi gölgesine bile selam durmayan insanlar, başkalarının gölgesinde yaşamaya razı. Tıpkı bir parazit gibi..

Ama tam da böyle zamanlarda bir ses çınlıyor içimizde. Rüştü Asyalı’nın sesiyle ete kemiğe bürünen o efsanevi tirad: Cyrano de Bergerac. “Ne yapmak gerek peki?” diye başlar; o soru yalnızca var olan alelade bir karaktere değil, yüzyılların ötesinden bugünün insanına da yöneltilmiştir aslında. Her bir bireyin içsel çöküşüne de yöneltilmiştir. Mevzu soruyu görmek.

Cyrano de Bergerac’ın unutulmaz tiradı
(Edmond Rostand / Türkçeleştirme: Sabahattin Eyüboğlu & Rüştü Asyalı seslendirmesiyle belleklere kazınan hâliyle)

Ne yapmak gerek peki?
Sağlam bir arka mı bulmalıyım?
Onu mu bellemeliyim?
Bir ağaç gövdesine dolanan sarmaşık gibi
Önünde eğilerek efendimiz sanmak mı?
Bilek gücü yerine dolanla tırmanmak mı?
İstemem!

Herkesin yaptığı şeyleri mi yapmalıyım Le Bret?
Sonradan görmelere övgüler mi yazmalıyım?
Bir bakanın yüzünü güldürmek için biraz şaklabanlık edip,
Taklalar mı atmalıyım?
İstemem! Eksik olsun!

Her sabah kahvaltıda kurbağa mı yemeli?
Sabah akşam dolaşıp pabuç mu eskitmeli?
Onun bunun önünde hep boyun mu eğmeli?
İstemem! Eksik olsun böyle bir şöhret!
Eksik olsun!

Ciğeri beş para etmezlere mi “yetenekli” demeli?
Eleştiriden mi çekinmeli?
“Adım Mercure dergisinde geçse” diye mi sayıklamalı?
İstemem!
İstemem! Eksik olsun!

Korkmak, tükenmek, bitmek…
Şiir yazacak yerde eşe dosta gitmek.
Dilekçeler yazarak içini ortaya dökmek?
İstemem! Eksik olsun!
İstemem! Eksik olsun!

Ama şarkı söylemek, düşlemek, gülmek, yürümek…
Tek başına.
Özgür olmak.
Dünyaya kendi gözlerinle bakmak.
Sesini çınlatmak, aklına esince şapkanı yan yatırmak.
Bir hiç uğruna kılıcına ya da kalemine sarılmak.
Ne ün peşinde olmak, para pul düşünmek,
İsteyince Ay’a bile gidebilmek.
Başarıyı alnının teriyle elde edebilmek.

Demek istediğim asalak bir sarmaşık olma sakın.
Varsın boyun olmasın bir söğütünki kadar.
Yaprakların bulutlara erişmezse bir zararın mı var?

Bir Sarmaşık Olma Direnişi Mevzusu

Edmond Rostand’ın Cyrano karakteri, sadece sahnede şiirsel bir kahraman değildir. Ve sadece bu gözle de bakmamak gerekir. Çünkü o, çağlar boyunca bireyin benliğiyle ayakta kalma arzusunun simgesi olmuştur. Bize görünmeyen ama içten içe hep var olan bir haykırışı fısıldar: “Kendin olarak var ol. Eğilme.”

Cyrano’nun en onurlu direnişi, en acıklı yalnızlığıyla kol kola ilerler. Çünkü bu dünyada, doğru bazen yalnızdır. Ama bir çiçeğin kokusu, dikeninden vazgeçmeyi gerektirmez.

Her çağda olduğu gibi bugün de toplum bireyi “sıfatları” kadar dinliyor, anlıyor, anlamlandırıyor. Keza çürüme sadece bugünün değildir, dünden bugüne gelen bir temel sorunudur.. “Profesör”, “danışman”, “başkan”, “influencer”, “avukat” yada “doktor” değilsen, tabii bunlar sadece belirli örnek olarak verildi. Ama sözün özünde birey bir “kendinden” öte bir “ad” ile yaşam buluyorsa o toplumda adsız bireyler topluluğu bir sorun olarak görülüyor. Oysa düşüncenin değeri onu söyleyenin etiketiyle ölçülmez. Ama modern zamanların en büyük yalanı bu: İnsan ancak bir “isimle” var olur.

“Ama şarkı söylemek, düşlemek, gülmek, yürümek…
Tek başına.
Özgür olmak.
Dünyaya kendi gözlerinle bakmak.
Sesini çınlatmak, aklına esince şapkanı yan yatırmak.”

Asıl özgürlük, hiçbir desteğe yaslanmadan yürüyebilmektir. Asıl yücelik, çıkarın olmadığı bir doğruyu savunabilmektir. Cyrano, bu yüzden hâlâ yaşıyor. Sahte alkışların yerine kendi içindeki yankıyı tercih edebildiği için..

Statünün Ahlaka Üstünlüğü: Eski Sorunun Yeni Yüzü

Az öncede belirttiğim gibi bu bugünün bir sorunu değil, bu dünün bugüne getirdiği bir sorundur. Tıpkı Antik Yunan’dan beri toplumların bireyleri sınıflara ayırması gibi. Doğu’da “asil soy”, Batı’da “burjuva erdemi” dedikleri şey, aslında bireyin niteliklerinden çok, dışsal bir referansla tanımlanmasıdır. Modern toplumlarda bu referans artık sermaye, sosyal çevre, dijital takipçi sayısı, ilişki ağları ya da unvandır.

Ve bu yozlaşmış sistemde bir kişi, sadece “kiminle birlikte olduğu” ile anlam kazanır. Ahlak değil, bağlantı; liyakat değil, lobi belirleyicidir. Ne yazık ki, toplumun çoğunluğu da bu yapının “doğallığına” ikna edilmiştir. Bu tam bir içsel sömürüdür: Bireyin kendine yabancılaştırılması.

“Ciğeri beş para etmezlere mi “yetenekli” demeli?
Eleştiriden mi çekinmeli?
“Adım Mercure dergisinde geçse” diye mi sayıklamalı?
İstemem! Eksik olsun!”

Cyrano’yu Bugün Okumak: Sessiz Çoğunluklara Seslenmek Gibi, Galiba

Cyrano’nun bu tiradı, bugünün bağımsız gazetecisine, sanatçısına, susmayan akademisyenine, influencer olmadan da içerik üretebilen yaratıcı ruhuna bir mektuptur. Belki ödül almazsın, belki etiketlerin havalı olmaz. Belki kimseden bir tebrik almazsın yada en yakınından bile “sen bunu başarabildin” yerini bulmaz. Ama alnın açıktır, sesin özgürdür.

Yozlaşmış toplum düzenlerinde, rızaya dayalı bir ahlaki çöküş yaşanır. İnsanlar, “başarılı” olmak uğruna benliklerini susturmayı öğrenir. Oysa Cyrano’nun bize anlattığı şey tam da şudur:
Eksik olsun öyle bir başarı!

“Varsın boyun olmasın bir söğütünki kadar.
Yaprakların bulutlara erişmezse bir zararın mı var?”

Evet, zararı yok. Zarar, kendi gövdeni unutup bir başka ağaca sarılmakta. Zarar, rüzgârın yönüne göre bükülmekte. Zarar, içindeki sesi susturup kalabalığın alkışına bel bağlamakta.

Bugün Cyrano’yu yeniden duymaya ihtiyacımız var. Çünkü yaşadığımız çağ, sarmaşıkları yüceltiyor; kök salanları değil. Ama biz yine de, kök salmayı seçiyoruz. Varsın görünmesin çiçeklerimiz; ama yerin altındaki derinlik, en az gökyüzü kadar değerlidir.

Elbette zamanla tekrar tekrar kendini hatırlatan, bir çok film, dizi ve yazıda da örnek olmuş bu tirad sadece bugün anlaşılabilecek bir metin değil, basit bir sanat çalışması da değil. Ya da bu kadar da karmaşıklaştırmaya da gerek duymadan “Eksik olsun!” diyebilme özgürlüğü..

Bana göre bu tiradın arkasında bir dünya görüşü var: “Kişinin kendine olan borcu, toplumun beklentisinden büyüktür” çıkarımı bence olması gerekenden öte gibi..
Gerekirse yalnız kalsın. Gerekirse.. Ama eğilmesin.

Toplumlar her çağda “eğileni” ödüllendirdi. Keza yine bu toplumlar içerisindeki içsel çürüme yine bu toplumları oluşturan temel taşlar oldu..
Tabii unutulan şey “ilerleme”, işte ilerleme sadece hep başını dik tutanların sayesinde mümkün oldu.

Ve sen, ey Cyrano!
Yalnızca bir karakter değil, bu yüzyılın da vicdanı oldun.
Bize unutturulmak istenen şeyi hatırlattın:
“İnsan, kendisiyle var olur.”

Yazan: Mehmet KOÇ

Yorum
0

Paylaş

WhatsApp Facebook Telegram X Platformu